İstibdadı sarsan yolsuzluk iddiaları: Pazarlık kozu mu adalet kavgası mı?

İstibdadı sarsan yolsuzluk iddiaları: Pazarlık kozu mu adalet kavgası mı?

CHP lideri Özgür Özel’in Adalet Bakanı Akın Gürlek’in sahip olduğu mal varlıklarını gündeme getirmesi siyasi iktidarda şimdiden bir sarsıntı yaratmış durumda ve bu sarsıntının daha da artması muhtemel gözüküyor. Geçmişte Sırrı Süreyya Önder, Selahattin Demirtaş gibi isimlerin yargılandığı siyasi davalarda hakimlik yapan son dönemde de başta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun yargılandığı dava olmak üzere siyasi davaların savcısı olarak öne çıkan Gürlek hakkındaki iddialar açıkça bir yolsuzluk suçlaması. Bu suçlamalar doğal olarak geçmişten bugüne birçok siyasi davaya ilişkin verilmiş kararların meşruiyetinin yeniden ve güçlü şekilde sorgulanmasını gündeme getirecek. Bu sorgulamaların hukuki düzeyde kalması ya da sınırlanması mümkün değil zira ülkede hüküm süren istibdad rejimi, önemli ve etkili aktörlerin tasfiyesini ya da zapturapt altına alınmasını sağlayan siyasi davaların üzerine inşa edildi. Öyle ki bu durumu cemaatin yargıdaki en büyük güç haline geldiği dönemde hüküm süren Ergenekon savcısı Zekeriya Öz’le paralellik kuranlar, o dönemde verilen yargı kararlarının “kumpas” olarak gayri meşru ilan edilmesi gibi son yılların davalarının da meşruiyetini yitirebileceğinden bahsedenler hiç de az değil…. 

Adliyenin tepesine siyasi davaların ortasına düşen büyük yolsuzluk iddiaları

Özgür Özel’in iddialarına göre Akın Gürlek, hakimlik, savcılık ve bürokratlık kariyerinde elde ettiği maaş gelirleriyle asla sahip olamayacağı kadar yüksek değerlerde gayri menkullere sahip olmuş. Özgür Özel iddialara konu olan ve toplamda 452 milyon değerinde olan ev ve arsalar için "Birinci derece hâkim maaşı alsa bile bu kadar serveti edinmesi için tam 190 yıl yemeden içmeden çalışması gerekiyor. Ama marifetli Akın Bey bunları 19 yılda yapmış" demişti. Akın Gürlek bu iddiaları reddetti kendine ait olduğunu kabul ettiği 4 adet taşınmaz tapusunun olduğunu söyledi. Ancak Özgür Özel, Gürlek’in kabul ettiği tapuların değerinin de 71,5 milyon lira olduğunu söyleyerek "Ömrü boyunca aldığı maaşların içinden bir bardak su bile içmese biriktireceği paranın 2,5 katı kadar malı olduğunu kendisi söylüyor. Biz ise itiraz ettiği diğer tapuların da doğru olduğunu iddia ediyoruz" dedi. 

Yolsuzluk iddiası sadece maaş ve tapuların karşılaştırılması ile kalmıyor, Gürlek’in kabul ettiği evleri yapan firmaya ait 2021 yılında takipsizlikle sonuçlanan bir dosyanın, Gürlek'in İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olmasının ardından yeniden açıldığını ve firma lehine karar verildiğini belirten Özel, "Şimdi bu 27'şer milyon lira olan evlerin parasını hangi havaleyle ödedin, banka hesap hareketlerini gösterelim" diyerek rüşvet iması ile somutlaştırılıyor. Akın Gürlek’in iddiaları “iftira” olarak nitelerken manevi tazminat davası açacağını ve mahkemenin tapuların gerçek midir değil midir ortaya çıkaracağını söyledi. Özgür Özel de mahkemeye gideceklerini ve avukatlarının tapu belgelerini isteyeceğini ve gerçeğin ortaya çıkacağını iddia etti. 

İstibdadı istibdadın yargısına şikâyet etmenin tutarsızlığı

Bu durumda “davalar açılsın gerçek ortaya çıksın” demek safça bir iyimserlik olur. Zira tüm tartışmanın odak noktasında yargının iktidarın dolaysız ve açık bir siyasi operasyon aygıtına dönüşmesi vardır. Eğer yargının durumu buysa ve bu işin hakimlik, savcılık ve bakanlık düzeylerinde kilit ve sembol ismi Akın Gürlek suçlamaların muhatabı durumundaysa o zaman yargının hakikati ortaya çıkaracağını düşünmek baştan aşağı çelişkili bir düşüncedir. Bir an için yargının tarafsız ve bağımsız olarak karar vereceğini düşünsek bile hakikatin yargı marifetiyle ortaya çıkartılması uzun zaman alacaktır. Bu zaman zarfında Akın Gürlek, Adalet Bakanı olarak yargı sisteminin, kendisiyle aynı gün İçişleri Bakanlığı’na atanan Mustafa Çiftçi de polis ve jandarma teşkilatının başında olmaya devam edecektir.

Nitekim daha şimdiden Akın Gürlek’in tapu bilgilerini yetkisiz şekilde sorguladığı iddiasıyla gözaltına alınan üç tapu görevlisinden ikisi tutuklandı. Bu konuda yayın yapan gazetecilere ve basın yayın organlarına her zaman olduğu gibi baskı var. Tabii ki iktidar cephesi karşı hamleler de yapacak. Hemen Özgür Özel’in hakkında yıkım kararı olan bir evi ucuza alıp, daha sonra yıkım kararı kalkınca fahiş kâr elde ettiği iddiası piyasaya sürüldü. Yine CHP Grup Başkan Vekili Murat Emir’in mal varlığı üzerinde de benzer iddialar ortaya atıldı. Ayrıca halen sürmekte olan ve CHP’yi hedefleyen tüm davalar istibdad cephesinin karşı hamle yapabileceği fırsatlar olarak elde tutuluyor. Nitekim Akın Gürlek de CHP’nin tüm iddialarının amacının İBB’ye yönelik “Asrın Yolsuzluk Davası”nı sulandırmak olduğunu söylüyor. Ayrıca tutuklu yargılanan Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’in itirafçı olma durumu olduğunu da belirterek, Böcek’in aday olmak için Özel’e rüşvet verdiğini itiraf edeceğini tüm iddiaların bunu perdelemek için ortaya atıldığını söylüyor. Tabii ki bu açıklamaların ardından Böcek’in iki şoförünün gözaltına alınmış olması da buradan hem İBB davasında hem de Muhittin Böcek üzerinden yeni hamlelerin geleceğini gösteriyor.

İstibdad rejiminin çatlakları 

Tüm bu başlıklar içinde adı zikredilmeyen esas dava ise hali hazırda istinafta olan CHP Kurultay davası. Mutlak butlan davası olarak bilinen bu davada Özgür Özel’in Kemal Kılıçdaroğlu’nu devirerek Genel Başkan olduğu CHP kurultayının tamamen geçersiz ve yok hükmünde (mutlak butlan) kabul edilerek CHP yönetiminin doğrudan Kılıçdaroğlu’na geçmesi isteniyordu. Mahkeme bu talebi reddetmiş ve süreç istinafa taşınmıştı. Bu süreçte Ankara ve İstanbul adliyelerinin farklı kararları da gündeme taşınmıştı. CHP, Ankara adliyelerinden mutlak butlan davasında lehte kararlar alabilirken, İstanbul’dan CHP İstanbul İl Örgütü’ne kayyım atanmaktaydı. Akın Gürlek’in Adalet Bakanlığı’na getirilmesinin bu ikiliğin giderilmesi (tabii ki CHP aleyhine) doğrultusunda bir etki yapacağı, en azından bunun amaçlandığı makul bir yorum olur. 

Sadece bu da değil Akın Gürlek’le birlikte İçişleri Bakanlığı’nda da devir teslim olmuştu. Bu devir teslimin de iktidarın içindeki ikilik ve çelişkilerle ilgili olduğunu yine iktidar yanlısı kalemler yazdı. Örneğin, Nedim Şener, eski İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın neden görevden alındığını merak edenlere son dönemde İstanbul’da yapılan operasyonlarda (özellikle pek çok ünlünün gözaltına alındığı fuhuş ve uyuşturucu operasyonları) neden polis yerine jandarmanın rol aldığını düşünmelerini salık vermekteydi. Nitekim önümüzdeki günler polis teşkilatında kritik atamalar vesilesiyle klik çatışmalarına sahne oluyor. Öyle ki Mustafa Çiftçi’nin gelişiyle polis teşkilatındaki bir grup “bizim günümüz geldi” diyerek biraz erkenden heyecanlanıp racon kesmeye başlayınca ortalık karıştı ve İçişleri Bakanlığı soruşturma açmak zorunda kaldı.

Bu bağlamda mevcut yargıdan hakikati ortaya çıkarmasını bekleyen çelişkili düşünce tarzına sahip pek çokları olabilir ama ne CHP ne de Özgür Özel böyle bir çelişkiye düşecek kadar saftır. CHP doğrudan istibdadın içindeki çelişkilere doğru bir hamle yapmaktadır. Bu hamle boş bir hamle değildir ve mutlaka bir karşılığı olduğu bellidir. En önemli emare CHP’ye akan belgelerdir. Özgür Özel, belgelerin kaynağının tutuklanan tapu memurları olmadığını söylemekte, eğer “Akın Gürlek’i şikâyet etmek istiyorsanız bana değil AKP Genel Başkanı’na belgeleri verin” diyerek kaynaklarının AKP içinden olduğunu ima etmektedir. Tüm bunların yanı sıra MHP’nin yayın organı Türkgün’de Bahçeli’nin basın danışmanı Yıldıray Çiçek’in bu konu ile ilgili yazısında “Adalet Bakanı Akın Gürlek’in de Özgür Özel’in iddiaları tamamen ortadan kaldıracak geniş bilgilendirmeyi yapması hukuk adamı olmasının temel sorumluluğudur” ifadesine yer vermesi kamuoyunda manidar bulunan bir çıkış olmuştur. 

İstibdadın çatlaklarında kaybolan düzen muhalefeti

Özgür Özel’in bir cenazede Devlet Bahçeli’yi arabasına kadar geçirirken yaptığı şovla birlikte değerlendirildiği belli ki bir kez daha CHP, Cumhur İttifakı’nın içindeki çatlağa oynamaktadır. Bunun ne anlama geldiği açık. İstibdada karşı emekçi halka dayanan gerçek bir mücadeleyi değil de çatlaklara oynayan, arka kapı diplomasisiyle sonuç almayı benimseyen CHP muhalefetine bel bağlamanın sonu yine hüsran olmaya mahkumdur. Oysa CHP tam olarak istibdadın en kilit noktalarından bir olan istibdad yargısını gündeme taşımıştır. Bu yargı ki sadece CHP’yi tehdit edip İmamoğlu’nu içerde tutmamakta, aynı zamanda basın, düşünce ve ifade özgürlüğü üzerine bir karabasan gibi çökmekte, patronlar lehine olduğunda jet hızıyla karar alıp, işçilerin en acil hak taleplerini yıllarca süründürerek emeği bastırmakta, arkası olmayanın zindanda çürüdüğü, arkası olanın suç işleme serbestliği kazandığı bir adaletsizlik algısını topluma hâkim kılmaktadır. Bu anlamda istibdadın yargı eliyle kurduğu baskıya karşı mücadele emekçi halkın yakıcı derdi ve gündemidir. 

CHP’nin bir gün Erdoğan’la yürüttüğü arka kapı diplomasisi ertesi gün Bahçeli’yle yaptığı ittifak flörtleri ise emekçi halkın talepleriyle örtüşmediği gibi, istibdadı geriletmiyor bile. CHP’nin üst yönetimi muhteşem taktik ve manevralarla Cumhur İttifakı’nın altını oymaya çalışırken aslında bir gün Erdoğan’ın Bahçeli’ye (2024 seçimlerinden sonraki normalleşme ve yumuşama süreci gibi) diğer gün Bahçeli’nin Erdoğan’a (İmamoğlu davası hızla sonuçlandırılsın, duruşma TRT’den yayınlansın gibi çıkışlar) verdiği mesajların aracısı olmaktan öteye gitmiyor. 

Hürriyet ve adalet işçilerle gelecek

Ortaya atılan iddialar yenilir yutulur cinsten değildir ve çok ciddidir. Elbette ki peşine düşülmelidir. Hakikatin ortaya çıkması ve sorumluların hak ettikleri cezaları alması işçi sınıfının ve emekçi halkın talebi olacaktır. Ancak basit bir yolsuzluk davasıyla ya da hukuki bir tartışmayla değil topyekûn bir istibdad rejimi yapısı ile karşı karşıyayız. Hürriyet ancak ve ancak mevcut sermaye düzeni ile çıkarları uyuşmaz olan, istibdadın arkasındaki burjuva sınıfının çıkarlarının tam karşısında bulunan işçi sınıfının bağımsız sınıf siyaseti ile gelebilir. 19 Mart’tan sonra gelişen kitlesel eylemler özellikle de gençliğin ayağa kalkışı istibdadı derinden sarsmıştı. Ancak aşağıdan gelişen hareketin gücü CHP’nin arka kapı diplomasisinde pazarlık kozu edilerek soğurulup yok edildi. Artık CHP mitinglerine eskisi gibi kalabalıklar akmıyor ama bu sefer de istibdadın çatlaklarından CHP’ye akan yolsuzluk belgeleri iktidarı sarsıyor. Ve yine belgeler de düzen siyasetinin kapalı kapılar ardındaki pazarlıklarında koz olarak kullanılıp harcanacak. Bu durumda bağımsız sınıf siyaseti, CHP’nin düzen içi pazarlıklarına bel bağlamadan ve CHP’nin gündemleriyle sınırlı kalmadan, tel tel dökülen istibdadın tüm yolsuzluklarından hesap sormaya odaklanmalıdır. Ancak bu siyasetle, hangi partiye oy vermiş olursa olsun mevcut yolsuzluklardan yaka silken büyük emekçi çoğunluğu seferber edilebilir. Hürriyet de adalet de işçilerle gelecektir.